Ankara Barosu Başkanı Av. Şimşek Çağlayan Cumhuriyet’e konuştu: ‘Bugün tartışılması gereken Anayasa’nın yetersizliği değildir’
Ankara Barosu Başkanı Elçin Özge Şimşek Çağlayan, basına yönelik baskıların kaygı verici olduğunu vurgulayarak, “Bir haberin iktidarı ya da başka bir güç odağını rahatsız etmesi, o haberi suç haline getirmez. Toplumun haber alma, farklı görüşlere ulaşma ve kamu gücünü denetleme imkanı da daralıyor” dedi.
“Çevçeve Yasa’da hesap verebilirlik bakımından eksik gördüğümüz hükümler var” diyen Çağlayan yeni anayasa tartışmalarına ilişkin ise “AİHM, AYM ve diğer yargı mercilerinin bağlayıcı kararlarının yerine getirilmesi, temel hakların korunması ve kamu gücünün anayasal sınırlar içinde kullanılması konusunda yaşanan sorunlar, yalnızca yeni bir metin hazırlanarak çözülemez. Öncelik, anayasal güvencelerin herkes için etkili biçimde işlemesini sağlamaktır” ifadelerini kullandı.

Ankara Barosu’nun 10-11 Ekim’de gerçekleşen 69. Olağan Genel Kurulu’nda Demokratik Sol Avukatlar Grubu adayı Av. Elçin Özge Şimşek Çağlayan, oyların yüzde 46,1’ini alarak yeni başkan seçildi. Çağlayan, seçilmesinin ardından gazetemizin sorularını yanıtladı.
‘ARADA ÖNEMLİ BİR FARK VARDIR’
– Adalet Bakanı’nın devam eden soruşturma ve davalara ilişkin açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Adalet Bakanlığı’nın kamuoyunu bilgilendirmesi ile devam eden bir soruşturmanın ya da davanın sözcülüğünü üstlenmesi arasında önemli bir fark vardır. Yargının bağımsızlığı, yürütmenin dosyanın sonucuna ilişkin kanaat oluşturabilecek açıklamalardan kaçınmasını da gerektirir. Bir bakanın, henüz yargılama sürerken suçun işlendiğini kesinleştiren veya savunmanın iddialarını peşinen değersizleştiren bir dil kullanmasını doğru bulmuyoruz. Kamu gücünü kullananların açıklamaları, toplum üzerinde sıradan bir değerlendirmeden çok daha güçlü etki yaratır. Bu nedenle sorumlulukları da daha büyüktür.”
‘SEÇMENE VERİLEN BİR CEZADIR’
– Muhalif belediyelere yönelik soruşturmaların ve belediye başkanlarının parti değiştirmelerinin siyaset ve toplum üzerindeki etkisini nasıl görüyorsunuz?
Seçilmiş olmak, hiç kimseye yargıya karşı bir zırh sağlamaz. Bununla birlikte bir soruşturmanın meşruiyeti; somut delillere dayanmasına, herkese aynı ölçütlerle uygulanmasına ve savunma haklarının korunmasına bağlıdır. Seçilmiş yöneticiler hakkındaki işlemlerde, kişi özgürlüğünün yanında seçme seçilme hakkı ve seçmen iradesi üzerindeki etki de dikkatle gözetilmelidir. Bu yargılamaların mümkün olduğunca tutuksuz ilerlemesi gerekir.
Zira, somut bir delile dayanmaksızın ve ölçülülükten uzak şekilde gerçekleştirilen uygulamalar seçmen iradesine ket vurur. Ayrıca hukuken korunabilir ve kabul edilebilir olmaktan da uzaklaşır. Davası açılmış, toplanacak delili kalmamış dosyalardan tahliye olan belediye başkanlarının görevden uzaklaştırmasının devam etmesi seçmene verilen bir cezadır. Önceden oluşturulmuş bir suçluluk kabulüne delil aranmamalıdır. Delillerden hareketle olay ve sorumluluk aydınlatılmalı; kişinin lehine olan deliller de aynı titizlikle toplanmalıdır. Toplumda, siyasi tercihin adli muameleyi değiştirdiği düşüncesinin oluşması dahi son derece kaygı vericidir. Bu algıyı gidermenin yolu, bağımsız ve tutarlı bir yargı pratiğidir.
‘EKSİK GÖRDÜĞÜMÜZ HÜKÜMLER VAR’
– Çerçeve Yasa’yı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şiddetin sona ermesi, insanların yaşamını kaybetmemesi ve toplumsal barışın güçlenmesi hepimizin ortak isteğidir. Bu hedefe ulaşmak için kurulan hukuki mekanizmaların da kalıcı güven yaratması gerekir. Düzenlemede hukuki belirlilik ve hesap verebilirlik bakımından eksik gördüğümüz hükümler var. Bazı soruşturmaların yürütme temsilcilerinden oluşan kurulun iznine bağlanıyor. Ancak bu iznin ölçütlerinin, karar süresinin ve izin verilmemesine karşı başvuru usulünün açıkça düzenlenmemesi önemli bir eksiklik. Hak yoksunluklarının kaldırılması sürecinde kurula tanınan takdirin de nesnel ölçütlerle sınırlandırılması gerekir. Ayrıca görev alan kişilere getirilen sorumsuzluk hükmünün, yetki aşımını veya hukuka aykırı davranışları koruyacak biçimde yorumlanmasına imkan bırakılmamalıdır. Diğer yandan, terör nedeniyle yakınlarını kaybedenlerin ve yaşamları ağır biçimde etkilenenlerin adalet beklentisi, sürecin temel meselelerinden biridir. Toplumsal barış, mağdurların acısını ve adalet talebini gözeten, cezasızlığa yol açmayan ve hukuka duyulan güveni güçlendiren bir süreçle kalıcı olabilir.
‘ETKİLİ HUKUKİ YOLLAR İŞLETİLMELİ’
– Fon soruşturmasındaki gelişmeleri ve farklı kişiler hakkında farklı tedbirler uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burada öncelikle yurttaşların birikimlerine ne olduğunu, bu kayıpların nasıl oluştuğunu ve denetim mekanizmalarının neden zamanında sonuç vermediğini konuşmamız gerekiyor. Süreç takip edildiğinde; yetkili kurumların gözetim ve denetimi altında faaliyet gösteren kuruluşlara yatırım yapan insanların, birikimlerinin akıbeti konusunda belirsizlik içinde bırakılmasının, mülkiyet hakkı ve hukuki güvenlik bakımından ciddi bir sorun yarattığı görülmektedir.
Diğer yandan, suç şüphesi bulunan kişiler hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi; delillerin korunması, mal varlığının kaçırılmasının önlenmesi ve suçtan elde edildiği değerlendirilen değerlerin izinin sürülmesi gerekir. Yine, tasfiye için çıkarılan kanunun yayımından önceki bir tarihten geçerli kılınması, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Bizim beklentimiz; kayıpların ve sorumluların somut olarak belirlenmesi, tasfiye ve ödeme sürecinin şeffaf ve öngörülebilir biçimde yürütülmesi, zararların giderilmesi için etkili hukuki yolların işletilmesidir.
‘BUGÜN TARTIŞILMASI GEREKEN YENİ BİR ANAYASA DEĞİLDİR’
– Yeni anayasa tartışmalarına nasıl yaklaşıyorsunuz? Anayasa’nın ilk dört maddesine ilişkin yaklaşımınız nedir?
Öncelikle mevcut Anayasa’nın uygulanmasını istemek, hukuk devletinin gereğidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve diğer yargı mercilerinin bağlayıcı kararlarının yerine getirilmesi, temel hakların korunması ve kamu gücünün anayasal sınırlar içinde kullanılması konusunda yaşanan sorunlar, yalnızca yeni bir metin hazırlanarak çözülemez. Yurttaşın öncelikli ihtiyacı; düşüncesini açıklarken, hakkını ararken veya bir kamu işlemiyle karşılaşırken anayasal haklarının korunacağına güvenebilmelidir. Yeni anayasa tartışmaları, mevcut ihlallerin giderilmesini sağlamak yerine gündemi bu ihlallerden uzaklaştırma riski taşır.
Öncelik, anayasal güvencelerin herkes için etkili biçimde işlemesini sağlamaktır. Anayasa’nın ilk dört maddesi toplumun bugünkü siyasal olarak kutuplaşmış halinde dahi ortak bir değerdir. Bu değerlere sahip çıkmak, cumhuriyetin kuruluş iradesini ve Atatürk’ün akla ve bilime dayanan çağdaşlaşma anlayışını yaşatma sorumluluğunu da taşır. Anayasal güvenceyi aşındıracak girişimlere karşı tutumumuz nettir, kabul edilemezdir. Bugün tartışılması gereken Anayasa’nın yetersizliği değil, uygulanmayışının hukuk devleti ilkesini nasıl zedelediğidir.
‘BİLGİYE ULAŞIMIN DARALDIĞI BİR TABLO’
– Gazetecilere ve basın kuruluşlarına yönelik tutuklama, kayyım ve erişim kısıtlamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gazetecilerin kamu gücünü sorgulaması, kamu yararı taşıyan bilgileri araştırması ve eleştirel haber yapması demokratik yaşamın vazgeçilmezidir. Bir haberin iktidarı ya da başka bir güç odağını rahatsız etmesi, o haberi suç haline getirmez. Erişim engellerini yalnızca hesap sahiplerinin sorunu olarak göremeyiz. Toplumun haber alma, farklı görüşlere ulaşma ve kamu gücünü denetleme imkanı da daralıyor. Gazetecilerin haber üretme ve toplumun bilgiye ulaşma imkanının giderek daraldığı kaygı verici bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Haber kuruluşlarına erişimin engellenmesi, kayyım uygulamaları ve gazetecilerin tutuklama ya da ağır ceza tehdidiyle karşılaşması, kamu gücünün sorgulanabildiği alanı daraltıyor. Gazetecilerin hangi haberi yaparsa özgürlüğünü kaybedebileceğini düşünmek zorunda bırakıldığı bir ortam, toplumun gerçeği öğrenmesini de engeller. Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle özgürlüğü kısıtlananların serbest bırakılmasını, hukuka aykırı erişim engellerinin kaldırılmasını ve basın kuruluşlarının yayın bağımsızlığının korunmasını istiyoruz.
‘ADLİYE KORİDORLARININ AVUKATLARA KAPATILMASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ’
– Ankara Barosu’nun bu yoğun yargı gündemindeki çalışmaları neler olacak?
Önceliğimiz, avukatların mesleklerini özgür ve bağımsız biçimde yerine getirebilmesidir. Savunmanın baskı altına alındığı, avukatın görevini yapmasının engellendiği her yerde yurttaşın hak arama özgürlüğü de zarar görür. Sorumluluğumuz, hukuka aykırılığı açıkça ortaya koymak ve aykırılığın giderilmesi için mesleğimizin sağladığı hukuki yolları etkili biçimde kullanmaktır. Çağın gerekliliklerine ve mesleğin ihtiyaçlarına uygun bir Avukatlık Kanunu için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugün adliye içindeki çalışma alanlarının ve koridorların adım adım avukatlara kapatılmasıyla da karşılaşıyoruz. Savunmayı dışarıda bırakan bir adliye düzeniyle adalet sağlanamaz. Bu engellerin kaldırılması için sözümüzü açıkça söyleyecek, sonuç alıncaya kadar takipçisi olacağız.